SON DAKİKA
Tarih : 2024.05.29 17:05:33

O, Savaşa Giderken Bile Kravat Takan ve Bıyık Tarayan Gazeteciydi

O, SAVAŞA GİDERKEN BİLE KRAVAT TAKAN VE BIYIK TARAYAN GAZETECİYDİ…

BEDİR SEFEROĞLU’NU DA BİZİM DÜNYANIN UNUTULMAZLARI ARASINA GÖNDERDİK..

Sevgili Bedir Seferoğlu’nu da bizim dünyanın unutulmazları arasına gönderdik. Allah’ın rahmeti üstünden eksik olmasın. Bizler ona “Deli Bedir” derdik. Gözünü budaktan esirgemezdi. Hürriyet’te aynı serviste çalıştık. Daha sonra Günaydın Gazetesinde çalıştığı dönemde de aynı sahalarda görev yaptık. Eşi Lalehan’a deli gibi aşıktı. Bir gün Atatürk Havalimanı yeni dış hatlar terminalinde odama elinde muhteşem bir çiçek buketiyle geldi. Çiçekler mis gibi kokuyordu. Ben önce çok şaşırdım. Meğer eşi yurt dışından geliyormuş. Onu karşılamak için gelmiş. Elindeki çiçekleri göstererek bana“ Benim Lalehanım bir tanedir” dedi.

Bu mis gibi kokan çiçekleri bir araya getirebilmek için tam üç çiçekçi dolaşmış. Kötü hastalık sonrası Lalehan’ı 1992’de kaybetti. İşte Bedir o günden sonra iflah olmadı. Kendini dağlara vurdu. Özel Harekatçılarla, Mehmetçik ile Güney Doğuda çıkan çatışmaları haber yaptı. Son olarak akademisyen oldu derslere girdi. Çocuğu yoktu. Hayata veda etmeden önce de kendisine ait olan evi de satarak “Mehmetçik Vakfı”na bağışladığını öğrendik. Son olarak eski Hürriyetçileri kahvaltısında buluştuk ve hasret giderdik. Meğer son görüşmemizmiş. Yukarıda gördüğünüz fotoğrafı Kıbrıs’ta, harekattan sonra Denktaş ve Klerides arasında ki Barış Görüşmelerinin yapıldığı Ledra Palas önünde çektirdik. Bedir orada da kravatlıydı. Kravatı hiç mi hiç bırakmadı.

KRAVAT VE BIYIK TARAMA HİKAYESİ

Kıbrıs’ta cephe savaşları bitmişti ama her gece Yeşil Hatta çatışmalar çıkıyordu. Bizlerde bunu haber yapıyorduk. Bir gece yine çatışma çıktı. Tabi bizler de hemen Lefkoşa’daki Bayraktarlık binasına gidip olayı takip ettik. Bayraktar Kurmay Albay Çetin Başar’dı. Sonradan paşa olan Çetin Başar bahçeye gelip bizler le sohbet etti ama pek bir şey söylemedi. Zira çatışma biraz uzamıştı. Saat 01’e doğru otele gittik. Lefkoşe’deki Saray Otel’de Günaydın Muhabiri Bedir Seferoğlu ile aynı odada kalıyordum. Daha doğrusu üçüncü katta ki 314 numaralı odada ben devamlı kalıyordum. Ancak Günaydın Gazetesi muhabirleri ise her ay değişiyorlardı. Bu oda da Firuzan Topsümer, Ahmet Yüksel, Kadir Can, Faruk Arar ve de iki gün önce toprağa verdiğimiz Bedir Seferoğlu ile birer ay aynı odada kaldım. Üçüncü katta sadece gazeteciler kalıyordu. Otel Yeşil Hatta yakın olduğu için serseri kurşun gelir diye hizmete yeni başlayan otelin sadece iki katı açıktı. Otelin Terasında Uçaksavar Makineli Tüfek vardı. Üçüncü kattaki bu odada kalabilmek için otel müdürü Erdal Andız’ı zor ikna etmiştim. O gün oda arkadaşım, Günaydın’dan Bedir Seferoğlu’ydu. Neyse Bedir’le odaya girip yattık. Dışarda da yağmurlu bir hava vardı. Saat 03.00’de benim yatağın yanında olan otelin dahili telefonu çaldı. Hemen fırladım. Karşıdan bir ses; “ Nezih ben Faik. Sen misin?” diyordu.

Tabi önce bir şaşkınlık sonra acaba birisi mi işletiyor şüphesi. Fakat temkinli davrandım ve “Buyurun efendim” dedim. Ses aynı tonda, “ Ne yapıyorsun?” dedi. Tabi ben de gayet rahat, “ Ne yapacağım efendim uyuyorum. Saat üç” dedim. Bu kez ses biraz daha sert ve ciddi olarak; “ Hemen kalk fırla, şimdi Reuter bir haber geçti; Türkler üçüncü harekatı başlattı” diye. Bir anda ayağa fırladım. Şakası yoktu arayan gerçekten Nezih Beydi. Ben bu kez; “ Efendim öyle bir şey olsa ilk ben duyardım. Sınırın dibindeyim. Ama Alay cephesinden bir şey varsa hemen gider bakarım” dedim. Bu kez Nezih bey hemen git bak, varsa şehitlerin ve yaralıların listesini istiyorum. Biz gazetede alarma geçtik. Kendine de dikkat et” diyerek telefonu kapattı.

BEDİR KRAVAT TAKIYOR, BIYIK TARIYOR

Bu arada bizim Bedir’de yatağın kenarından kafayı kaldırmış bizi dinliyordu. Hemen hareket etmemiz gerekiyordu. Bedir’e hemen kalkmasını ve hazırlanmasını söyledim. Ne olduğunu anlamamıştı ama zorla da olsa kalktı. Tuvalete gitti. Ben bu arada olayı kendisine anlattım. Kendi otomobilleri motor yaktığı için benim arabayla gidecektik. Ben çok kısa sürede hazırlandım. Bizim Bedir ilginç bir arkadaştı. Baktım giyinmiş ama banyoda aynanın karşısında kravat takıyordu. Ben tabi bağırdım, “ Oğlum manyak mısın gecenin yarısı, savaşa gidiyoruz, dışarıda yağmur, çamur, sen kravat takıyorsun.” Beni dinlemedi o kravatını taktı ama bir kez daha tuvalete girdi. Kapıda bekliyordum. Çabuk olması için bağırıyordum. Baktım çıkmıyor, tuvaletin kapısını açtım gördüğüm manzara karşısında dondum kaldım. Adam o kadar rahat ki aynanın karşısında bıyık tarıyordu. Yemin ediyorum sırtımda çantam olmasa üstüne atlayacaktım. Neyse hemen fırlayıp önden koşarak arabanın yanına gitti.

EŞREF BİTLİS GERÇEĞİ

İstikametimiz doğruca Türk Alayı bölgesiydi. Alaya yaklaştık ama ortalıkta çıt çıkmıyordu. Alay nizamiyesine gelince nöbetçilere kimliklerimizi gösterip nöbetçi subayı ile görüşmek istediğimizi söyledim. Kapıdaki er, “ Komutan da ayakta abi” deyince, bu kez iyice huylandım. Nöbetçiye, “ O zaman komutan bizi tanır kendisi ile görüşmek istediğimi iletir misin” dedim. Nöbetçi er sahra telefonu ile haber verdi ve Alay Komutanı Eşref Bitlis’in beklediğini söyledi. Nurlar içinde yatsın Eşref Bitlis o dönemde Türk Alayı komutanıydı. Sonrada yani Orgeneral olduğu dönemde hala nedeni kesinleşmemiş bir uçak kazasında hayatını kaybeden Eşref Paşa bizi gülerek karşıladı. Arkadaşlar inanın sabahın 04.00’ü “ Hayırdır savaş mı çıkmış” dedi. O da aynı şeyi söyleyince bizim kulaklar dikildi. Eşref Paşa gelen askere çay söyleyip bizi oturttu ve şu açıklamayı yaptı. “ Bu gece EOKA’nın kuruluş yıl dönümü imiş. Rumlar bizden bir saat süreyle bunu kutlamak için havaya ateş etme izni istediler. Biz de bu isteği kabul ettik. Adamlar gece tam 12.00’de ateşe başladılar. Biz de birliklere haber verip bir saat süreyle cevap verilmemesini söyledik. Ancak bir saatli süre dolunca ateş devam etti.

Bu kez de bizim askerler başladı. Ortalık kıyamet yerine döndü. Meğer o saatte, saatler Rum tarafında bir saat geri alınmış, saat daha 01.00 olmadı diye ateş devam edince bu kez de bizimkiler başlamış. Neyse önce karşı tarafa sonra da bizimkilere bildirip susturduk. Tabi bunu bilmeyen Rum tarafındaki yabancı haber ajansları “Türkler Üçüncü Harekata Başladı” diye haber geçmiş. Bu haber Ankara’ya, oradan da bizim Kolordu Komutanlığına intikal etti. Beni de aradılar. Kendilerine anlattım. Anlayacağınız durum gayet sakin.” Kendisine teşekkür ederek Alay’ı terk ettik. Saat 05 olmuştu. Otele geldik ve ben bizim santralı aradım. O zaman telefonlar santral aracılığıyla bağlanıyordu. En iyi adamlarımız da Kıbrıs Merkez santraldaki arkadaşlardı. Erdoğan adında bir arkadaş vardı. Tesadüfen o nöbetçiydi. Hemen Hürriyet’i bağlattım. Karşımda Hürriyet Santralından şimdi kim vardı hatırlamıyorum ama hepsini iyi tanıyordum. Çok emekleri vardı. Nezih Beyin Darıca’daki evini bağlamasını istedim. Arkadaşın cevabi; “ Faik sen deli misin? Beni işten mi kovduracaksın? Saat beş Nezih Bey uyuyordur” Ben de kendisine Nezih Beyin saat üçte aradığını ve benden haber beklediğini söyledim. Zor ikna ettim. Korka korka bağladı. Nezih Bey telefonun başındaydı. Hemen açtı ve kendisine yukarda anlattığım olayı bildirdim. Teşekkür etti ve “ Sağ ol Faik, Şimdi rahat uyuyabilirim. Arkadaşları da hazır bekletiyorum. Senden gelecek habere göre gazeteyi yapıp Yıldırım Baskıyla sabah satışa çıkaracaktım. Ama böylesi daha iyi. Hadi iyi geceler” dedi ve telefonu kapattı.

Evet dostlar bu dünyadan bir Bedir Seferoğlu geçti. İnanır mısınız dün akşam ev de albümlerin arasında yukarıda ki fotoğrafı ararken bizin hanım yanıma gelerek “Hayrola” dedi. Ben de kendisine “Sen de tanırsın bizim Bedir Seferoğlu ölmüş, onun fotoğrafını arıyorum” dedim. İnanın benim gazetecilik hayatıma pek karışmayan Sema Kaptan bir an durakladı ve “Çok üzüldüm” dedi. Meğer Bedir birkaç kez ben evde yokken telefonla aramış ve beni sormuş. Hanım bana ,” Gerçekten üzüldüm. Telefonu açar ve ‘Ben Bedir Seferoğlu yenge” diye başlar çok kibar bir şekilde seni sorar ve rahatsız ettim diyerek özür dilerdi” İşte bizim Deli Bedir bizim hanımın bile hafızasına kibarlığı ile yer etmiş.

Onu bir kez saygı sevgi ve rahmet andım.

Nur içinde yat.

Yazarlar